Biz öncelikle olarak tüm sürece “bir bütün” olarak bakıyoruz ve çalışmalarımızda da bu şekilde ele alıyoruz. Evet, dönüşüme belli bazı süreçleri önceliklendirerek başlayabiliriz ama şunu biliyoruz ki, tüm süreçler ve iş modelleri birbirlerini mutlaka etkiler. Bu anlamda şu an dönüşüme dahil etmediğiniz bir sürecin durumu ve etkisi de bizim planlamamız dahilinde.
Diğer yandan, şunu biliyoruz ki, değişim ve dönüşüm karşısında insanların tepkisi ve adaptasyonları her zaman aynı olmayabilir. Alışılagelen, uzun zamandır kullanılan ve bir şekilde yürüyen iş yapış şekillerini bir anda bırakmak ve yeni olana alışmak çok kolay olmayabilir. Bu noktada da değişime uyum konusunda “iletişime ve gücüne” çok inanıyoruz. Doğru zamanda, doğru kişilerle, doğru iletişimi kurarak, bu sürecin müşterilerimiz için en iyi şekilde hayata geçmesini sağlıyoruz.
Ama tüm bunlardan daha çok önem verdiğimiz bir şey var. O da şu: Biz yola çıkarken, mümkün olduğu kadar çok insanı bu hikayeyi birlikte yazmaya davet ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki, en mükemmel dijital dönüşüm projelerini hayata geçirmek tek başına yeterli değil. Tüm bu yaptıklarımızın müşterilerimiz tarafında karşılığının olması ve onlar tarafından sahiplenilmesi, yapılanların “sürdürülebilir” olması açısından kritik bir önem taşıyor.
Eğer bir şirkette yapılan bir dijital dönüşüm, o şirketteki herkes tarafından aynı şekilde anlaşılır, sahiplenilir ve yaşatılır ise zamanla o şirketin “kültür”ü halini alır ve zamandan ve insanlardan bağımsız, sürekliliği olan bir kavram olur. Dijital dönüşüm projelerinde esas olan, bu yolculuğun nihai hedefinin “Dijital Kültür” aşamasına geçiş olduğunun altının çizilmesi ve nihayetinde bunun gerçekleştirilmesidir. Bizim de Digital Institute olarak en önemli motivasyonumuz, müşterilerimizin bu aşamaya geçtikleri zaman yanlarında olabilmek. Bu nedenle bu evreye ayrıca özen gösteriyoruz.